Özge Özder: Kanatlarım sırtımda yetiştim

Ünlü oyuncu Özge Özder Cumhuriyet'ten Hilal Köse'ye konuştu. Güzel oyuncu verdiği röportajda aşk hayatından, yeni projelerinden ve kendisinden bahsetti. Özge Özder hayvan haklarından da bahsetmeyi unutmadı.

Eklenme Tarihi: 05 Ağustos 2019

- Öncelikle filmle başlayalım isterseniz. Konuk oyuncusunuz...

İlk defa böyle bir şey oluyor, aslında kendim olarak varım filmde. Bana Göz Kulak Ol Derneği Kurucu Başkanı Özge Özder olarak... Yaptığım şey, hayvan rehabilitasyon merkezini denetlemek. Burası gerçekten hayvanları tedavi ediyor mu? Hayvanları süs eşyası gibi demir parmaklıklar ardına atan, hayvan esareti üzerinden kendine kazanç sağlayan tuzak bir kurum mu? Bunu araştırmaya gidiyorum. Ana karakterimiz çocuğumuz Can derneğimizin takipçisi. Can sayesinde geliyorum oraya. Hayvanseverlere, seyircilere ‘merhaba’ diyorum, konuk oyuncu olarak.

- Filmden elde edilecek gelirin bir kısmı derneğinize bağışlanacak...

Yönetmenimiz zaten hayvan sevgisiyle dolu. Metnin üstünde titizlikle çalıştık. Ara sıra küçük dokundurmalar yaptık. Ekipteki bütün oyuncular da öyleler. Ben bu duyarlılıktan ötürü teşekkür ediyorum. Derneğimizin gönüllüsü sanatçılar, hayvanları seslendirdi. Ben zürafayı seslendiriyorum. Aslı Tandoğan, yavru ayıyı seslendirdi. Film için oyuncu olarak karşılıksız, gönüllü çalıştık ve yapım şirketi bunun karşılığında hayvanları tedavi ettirmemiz için derneğimize bağış yapmayı kabul etti. Çok yerini bulan bir iş oldu. Umarım film olarak da beğenilir.

- Hayvanat bahçelerini sormadan geçmeyeyim. Çocukların buralara götürülmesine karşısınız…

Bir şeye para verirken o sistemi finanse ettiğimizi unutmamak lazım. Ben de gitmiyorum, çocuğum olsa da götürmem. Çocukluğumdan da bu tip yerlerle ilgili hiç iyi anılarım yok. Ankara’da büyüdüm. Küçükken gördüğüm bir fil gözlerimin önünden gitmiyor. Kendi hacmi kadar bir hücrede, ayağından zincirli, sürekli kafasını sağa sola vuruyordu. Çocuklar zannettiğimizden daha zekiler. O hayvanın doğal ortamında olmadığını anlıyorlar. Beni annem götürmemişti, ilkokuldaki bir sınıf etkinliğinde zorunlu olarak gittim, gözyaşlarıyla eve döndüm. Çünkü ona yaprak uzatıp eğlenmek yerine, onun acısını ve parmaklıkları gördüm. Diyelim ki şimdi koşullar daha iyi, yine de fark etmez. ‘Çok iyi bakıyorlar, yerleri çok temiz’ deniyor. Hayal edin. Dünyanın en güzel evinde kilitli tutulduğunuzu... Ne kadar mutlu olabilirsiniz? Sosyalleşmeye, doğanın dengesinde başınıza gelecek maceralara çıkma hakkınız var. Hayatı yaşama hakkınız var. Esaret altındaki hiçbir hayvanın iyi hissettiğini düşünmüyorum. Doğada insana kendi rızasıyla gelen iki hayvan sayabilirsiniz. Pet dediklerimiz yani Kedi ve köpek. Bir yunusu bir havuza tıkıyorsunuz, ya da denizde etrafını tellerle çeviriyorsunuz. O hayvan saatte bilmem kaç kilometre hızla yüzebildiği zaman ancak kendi doğasını yaşıyor...

- Ben de kendi çocuğumu götürmeyeceğim, belgesel izlesin...

Tabii ki sizin vereceğiniz bir karar. Ben hayvanlara eziyet eden hiç kimseyi finanse etmiyorum. Çocuğuma ‘anlıyorum merakını ama oraya gittiğimizde mutlu olmayacaksın, para verdiğimiz sürece de onlar o hapishaneye girmeye devam edecekler’ derdim. Çocuğuma o kafeste ki hayvana çerez atmayı değil, o hayvanın esir edildiği kafesler için savaşmayı öğretirdim. Çocukları böyle yetiştirmek çok önemli. İleride onlar savunacaklar buraların kapanması gerektiğini...