Kadir Mısıroğlu deli raporunu nasıl doğruladı?

Yeni Akit gazetesi yazarı Ali Alben, “Kadir Mısıroğlu deli mi?” başlıklı yazısında Kadir Mısıroğlu'nun deli raporu iddialarına verdiği cevabı paylaştı.

Eklenme: 29 Temmuz 2018 17:14 - Güncelleme: 29 Temmuz 2018 17:25

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyen, İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a ağır sözler eden, Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu, “deli raporu” iddialarına yanıt verdi.

Yeni Akit gazetesi yazarı Ali Alben, “Kadir Mısıroğlu deli mi?” başlıklı yazısında “Geçtiğimiz Pazar günü Sefa Saygılı ve Mustafa Okudan hocalarımla Kadir Mısıroğlu’nu evinde ziyaret ettik.

Malumunuzdur seçim sürecinde Kadir Mısıroğlu üzerinden, Başkanımıza ve milletimize olmadık hakaretlerde bulunuldu ve Deli Kadir(!) yaftası ile üstadın şahsı manevisi zedelenmeye çalışıldı” ifadelerini kullandı.

Ali Akben, Mısıroğlu’nun “deli raporu” iddialarına verdiği yanıtı yazısında şöyle aktardı: “Kendisine malum soruyu sordum. Cevabını aşağıya noktası ve virgülüne kadar yazıyorum.

‘1970 Yılı’nın Ocak Ayı’nda Millî Türk Talebe Birliği’nde yaptığım bir konuşma bilâhare Eskişehir Örfî İdare makamının tahriki ile İstanbul’da tâkibat mevzuu olmuş ve tâkipsizlikle neticelendirilmiştir.

Buna rağmen Eskişehir Örfî İdârî makamınca konferansımın bandını dinleyenlere açılan bir dava ile alâkalandırılarak ve şâhid gibi gösterilmek sûretiyle İstanbul Örfî İdâre makamınca Eskişehir’e sevkim gerçekleşmişti.

Bu durum açıkça bir anayasa ihlali idi. Herkesin tabiî hâkimi tarafından muhâkeme edilmesi bir anayasal haktır. Tabiî hâkim ise şüphelinin ikametgâhı veya suçun ika edildiği yerin hâkimidir.

Bu yoldaki itirazlarımız kaale alınmadan ve şâhidlerin hapsedilmesi gibi daha başka kanunsuzlukların da sergilendiği muhâkeme sonunda yedi sene hapis ve beş yıl amme haklarını kullanmaktan men cezasına çarptırılmıştım.

O sırada merhum oğlum Mehmed Selman doğmuş, hanımın ziyârete gelmesi güçleşmişti. Buna bir çâre bulmak üzere infazın İstanbul’da gerçekleşmesi için psikolojik bir rahatsızlık yolunda temâruzdan başka çâre kalmamıştı. Zira İstanbul’a gelebilmek için ne türlü hastalık ileri sürsek Eskişehir’de kaabil-i tedavi idi.

Prof. Ayhan Songar ve Âsaf Ataseven’in öğretmesi ile temâruzda başarılı olmuş, İstanbul’a gelmiştim. Bundan sonrasını Ayhan Songar hallederek beni kendi kliniğine aldırdı.

Burada yatarken Cumhuriyet’in 50. Yılı af görüşmeleri başladı. Hükümete ortak olan Milli Selâmet Partisi komünistlerin afvına râzı olmayarak 141. ve 142. Maddelerin afvın şümûlüne alınmasına muhâlefet ediyorlardı. Bu durum afvın çıkmasını geciktiriyordu.

Hâlbuki devletin afvedebileceği asıl bu gibi kendi hukukuna taalluk eden hususlardı. Bu sebeple Ankara’ya giderek af görüşmelerinin kulislerine katılmak istedim. Lâkin mahkûm sıfatıyla bunu yapamazdım.

Ayhan Bey şu formülü buldu; askere verilen tebdil-i hava gibi mahkûma da muvakkatlık şartıyla üç aya kadar dışarı çıkıp serbestçe dolaşma hakkı tanınabilirdi.

Bu mâhiyette bir rapor alarak diğer psikiyatri hocalarına imzalattırsak da Adlî Tıp Kurumu bunu reddetti. O sırada Adâlet Bakanı Milli Selâmet Partisi’nden Şevket Kazan’dı. Durumu şikâyet yollu O’na telefonla bildirdim.

O bir araştırma yaptıktan sonra böyle bir rapor ‘âcil’ kaydını ihtivâ ederse Adlî Tıp Kurumu’nun tasdikine gerek olmadan bakanlıkça tahliye kararı verebileceğini söyledi. Bunun üzerine yeniden bir rapor aldık.

Bu raporun mâhiyeti ‘hastahâne ve hapishâne şartları sıhhatini bozduğundan üç ay müddetle âilesinin yanında kalarak infaza ara verilesi elzemdir’ şeklinde idi.

Buna istinaden bakanlığın tahliye kararı ile dışarı çıktım ve af çalışmalarına katıldım. Üç ay bitmeden de af çıktı ve tamamen serbest kaldım. Keyfiyet bundan ibârettir.”

(Oda TV)