Aykut Işıklar: Altın Kelebek, Hürriyet gibi tepe taklak

Medyafaresi.com yazarı duayen magazinci Aykut Işıklar aynı zamanda Altın Kelebek ödüllerinin de kurucusu. 45. yıl önce ilk Altın Kelebek törenini yaparak geleneği başlatan Aykut Işıklar bakın son ödül gecesi için neler yazdı?

Eklenme: 11 Aralık 2018 14:51 - Güncelleme: 11 Aralık 2018 16:56

Aykut Işıklar / Medyafaresi.com

Yıl 1973…

Henüz 5 yıllık bir muhabirim. Ama çekiliş  konserleri sayesinde yüzü hiç gülmeyen Genel Yayın Müdürümüz Nezih Demirkent’e yaklaşmıştım. O zamanlar 30 kupon biriktirenler daire, otomobil filan kazanırdı.

Tabii halkın karşısında daha açıkçası konserler sırasında çekiliş yapılırdı. İşte o konserleri hep ben organize ettiğim için rahmetli Demirkent’in manevi çocuklarından biri olmuştum.

Odasından içeri kafamı uzattığım an direkt konuya girdim.

"Efendim Kelebek’in satışına katkı sağlayacak bir projem var. Okurlar ile daha yakınlaşırız. Altın Kelebek adında bir yarışma yapalım. Yılın en başarılı sanatçılarını Kelebek okurları seçsin. Gazetede 30 gün kupon yayınlayalım, okurlar işaretlesin. Biz de onları biriktirmeden tasnif edelim." dedim ama dediğime de bin pişman oldum.

Çünkü Nezih beyin yüzü o saniye asıldı.

"Ne ulan biz konser organizasyon bürosu filan mıyız? Biz haberciyiz, biz haber satarız. Yılın sanatçılarını bu  işin içindekiler yapsın. Gazetecinin işi değil bunlar. Bizim gözümüzde bütün sanatçılar eşittir. Sen iyisin, sen kötüsün demeye hakkımız yok." diye bir güzel fırça attı. Açıkçası bir dövmediği kaldı.

Odama dönerken rahmetli için güzel şeyler düşünmüyordum. ‘Adam konsere gitmez, gazinoya gitmez, sinemayı bilmez. Çalışmaktan başka şey bilmez, Tabii ki böyle hep önüne bakar’ diye söyleniyordum.

Bir hafta sonra sekreteri Ayşe abla beni arayıp, ‘Nezih bey çok acele seni bekliyor’ dediği zaman da ‘Altın Kelebek’i unutmuştum bile.

Bu kez o ilk atışı yaptı. Kapıdan içeri girer girmez, "Sen geçen hafta bir şeyler söylemiştin. Hemen o konu ile ilgili detaylı bir rapor hazırla. Her şeyi yaz. Erol Simavi ‘ye götüreceğim" demez mi?

Ve bir hafta sonra da Kelebek'te tam sayfa duyuru yaptık. ‘Yılın Sanatçılarını siz kelebek okurları seçecek. İşte her dalda en başarılı beş aday’ dedik..

Aradan tam 45 yıl geçti. Meğerse Nezih Demirkent ne kadar iyi düşünüyormuş, ne kadar haklı imiş. Gazeteci, yılın sanatçısı seçmemeli. Taraf oluyor, düşman topluyor. Kaldı ki tarafsız olması da çok zor.

Önceki akşam 45. Kelebek Ödül Töreninde bu açıkça görüldü.

Hürriyet’in DMC diye bir müzik yapımevi var. Onlarca şarkıcı ile anlaşmalı. Hepsi ‘Ben ben’ deyip duruyor. Hürriyet’in patronlarının iki Tv kanalı var. O kanallarda onlarca spiker ve sunucu var. Onları harcayamaz. Harcamadı zaten. Hepsine ‘Altın Kelebek’ verdi.  

Bu yüzden ödül dağılımını kimse ciddiye almadı. Hatta güldürdü. Sosyal medyadaki yorumlara bakın, görürsünüz.

En çok üzüldüğüm detay ise…  

Ödül kazanan sanatçıları yan yana getirip toplu bir fotoğraf çekemediler. Hürriyet magazincilerine söyleyecek söz bulamıyorum.  

O günlerde Hürriyet’in Cağaloğlu  stüdyosunda Zeki Müren, Türkan Şoray, Emel Sayın, Barış Manço, Ajda Pekkan’ı yan yana getirip fotoğraf çekerken ömrümüzün yarısını veriyorduk. Bak fotoğrafları çeken Sayın Erman ağabeyimiz genç yaşta vefat etti.

Önce, bir şampuan markasının reklamı yılların Hürriyet’inin önüne geçti. Hatta ödülün sahibi oldu.

Altın Kelebek benim çocuğum gibidir. Onu gazete okurları için düşünüp tam 10 yıl boyunca tek başıma organize ettim. Şampuan reklamı için değil. Hakkımı helal etmiyorum.

Bu yılki Altın Kelebek ödül töreninin daha açılışında çok büyük fiyasko vardı. Hürriyet Gazetesinden bir allahın kulu sahneye çıkıp da  ‘hoş geldiniz’ demedi.

Hadi rahmetli Erdoğan Demirören’in eşi ve üç çocuğu bu işleri sevmez ve beceremez diyelim. Peki iki cümle edecek müdürleri de mi yok?

Açılış konuşmasını sadece bacakları ve küçük mayosu sayesinde 20 yıldır ortalarda dolaşarak para kazanan Çağla Şıkel yaptı. Laf aramızda Çağla artık yaşlı bir kadın. Bacakları yaşını çok belli ediyor. Zayıflayacağım derken resmen buruşmuş. Mini etek zamanı geçmiş.

Sahne trafiği çok amatörce idi. Ödül alanlar, ödül verenler sahnede çarpışıp durdu. Sadece ödül alanların gelmesi artık biliniyor. Ama ödül verecek kişileri seçerken bu kadar basiretsiz davranmalarına üzüldüm. Kim ödül aldı, kim ödül verdi, karıştı durdu. 

Türk halkının sevdiği, sevilen sanatçılardan hiçbiri yoktu. Nerede Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Ajda Pekkan, Nükhet Duru, Emel Sayın, Muazzez Abacı, Muazzez Ersoy, İbrahim Tatlıses, Orhan Gencebay, Ahmet Özhan gibi gerçek star sanatçılar.

Davet edilmediler mi yoksa bahane uydurup gelmediler mi?

Bu sorunun yanıtını bilmiyorum. Ama ikinci sınıf isimlerin ortalarda dolaştığı bir ödül gecesi oldu.

Biz sahnede Ajda Pekkan’ı görmeye alışmış bir milletiz. Kırmızı mayo ile ödül almaya gelen Aleyna Tilki'ye sanatçı demeyiz.

Hele o kocaman şapkası ile Hadise… Çok komik idi. Kapalı yerde şapka ile dolaşmak dünyanın en büyük ayıbıdır.

Birisi şu cahil kıza bunu öğretsin.