Devlet Bahçeli'den CHP ve TÜSİAD'a sert sözler!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, dokunulmazlığının kaldırılması için, ‘savcıların hazırlayacağı bir fezlekeden önce’ kendi başvurusunu yapmasını önerdi.

Eklenme: 11 Mayıs 2019 14:36 - Güncelleme: 11 Mayıs 2019 14:40

Bahçeli, bunun demokratik açıdan daha ahlaki olacağını söyledi. TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski’ye de tepki gösteren Bahçeli, “Kurduğu cümleleri tersten okuturlar” dedi.

MHP lideri Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin çok önemli açıklamalarda bulundu. MHP'yi takip eden gazetecilerle iftarda buluşan Bahçeli, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. İşte Bahçeli’nin seçimlerin yenilenmesinden, sanatçıların "Her şey çok güzel
olacak" çıkışına kadar gündemdeki konulara ilişkin yanıtları...

"ALEYHİMİZE DE OLSA SAYGI DUYMALIYIZ"

Soru: Kılıçdaroğlu’na dokunulmazlık çağrısıyla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

"Türkiye siyasi yönden geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında çok derin tartışmalara vesile olan bir dönemi yaşamaktadır. Tartışmalar hafifleyeceği yerde yoğunlaşarak devam etmektedir. Tabii Türkiye’de seçimler üzerinde her zaman tartışmalar, itirazlar olur, genel kabul görmeler olur ve bunlar içerisinde YSK önemli bir Anayasal kurum olarak kendi statüsü içerisinde, değerli hakimlerden oluşmuş yapısıyla değerlendirmelerde bulunur ve bir karara varır. Bu karar hepimiz için geçerlidir. Hepsine saygı duymak gerekmektedir.

YSK’nın üzerinde yeniden tartışmaları değerlendirip karara bağlayacak bir herhangi bir kurum yoktur. Böyle olunca YSK kararına kimin hesabına nasıl gelirse değil, Anayasa, hukuk çerçevesinde yaklaşılıp karar vermişse saygı duymaktan öte yapılacak bir şey yoktur. Aleyhimize de olsa saygı duymalıyız, lehimize de olsa saygı duymalıyız.

"DOKUNULMAZLIK TEKLİFİ GELİRSE MÜSPET OY VERECEĞİM"

Ama zaman zaman YSK kararları üzerine aydınlarımız, hukukçularımız, basın mensuplarımız, siyasiler çok tartışma açarlar fakat en sonunda YSK’nın kararına uymak durumunda kalırlar. Böyle bir ortam içinde CHP Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu bey salı günü grup toplantısında çok hırçın bir üslupla, gergin bir bakışla tartışma zemini açmış ve YSK’nın 7 üyesi üzerinden isimlendirme yaparak onları ‘çete’ olarak suçlamıştır. YSK”nın 11 üyesi vardır. Eğer kurum olarak suçlamak istiyorsanız, 7 ,4 şeklinde bir
değerlendirme yerine YSK’yı kurum olarak esas alıp, içinden herhangi birisini ayırt etmeksizin, güzel bir dille eleştiri yapmak var iken böyle bir tartışmaya girmesi çok doğru olmamıştır.

Bu tartışmalar konusunda biz gerekli uyarıları kendisine yapmak istedik. Bu arada da bir konuyu dillendirdik. Dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili, ‘Ben bu kadar cesurca hukuk, adalet ilkeleri ışığında inandıklarımı söylüyor ve her türlü kelimeyi de kullanabiliyorum. Ama dokunulmazlık zırhına da bürünmek istemiyorum. Dokunulmazlığın kaldırılmasından yanayım’ şeklinde bir teklif gelirse bu teklife ilk müspet oyu benim vereceğimi söyledim. ‘Dokunulmazlığın kaldırılması konusundaki isteğine hemen ben
TBMM’de dokunulmazlığın kaldırılması yönünde ilk müspet oylamayı yapabileceğimi söyledim. Bu doğru bir yaklaşımdır. Bu kadar aşırı, kırıcı, karıştırıcı konuşmayı yapan kişi dokunulmazlık zırhına bürünmemelidir, önünü açmalıdır. Tartışmayı bu boyutuyla Türkiye’nin gündemine getirirken aynı zamanda da TBMM’ye taşımış olmadır.

SAVCI SORUŞTURMA BAŞLATIRSA…

Böyle olmadığı takdirde bu konuşmalar Türkiye’deki yargı organları, özellikle de savcılar belli suç unsurları taşıdığı kanaatiyle bir
soruşturma başlatırsa o zaman bu Adalet Bakanlığı’na intikal edecektir.
Oradan YSK’nın bu incitici davranışlar karşısındaki hakkını koruyabilmek açısından dokunulmazlığın kaldırılması noktasında bir fezleke talebinde bulunabilirler. O zaman yine bizim kanaatimizde bir değişiklik olmaz. Fezleke ile bir genel başkanı TBMM’ye taşımak yerine kendisinin iradesiyle TBMM’ye gelmesini demokratik açıdan daha ahlaki bulduğumu ifade etmek için
o teklifte bulundum.

FAİK ÖZTIRAK’A DEMİRYOLU ÜZERİNDEN ‘HORİ MEYDAN’ YANITI

Ama CHP’nin bazı sözcüleri ‘Hodri meydan’ diyor. Neyin hodri meydanını yapacağız! Getireceksen bu dokunulmazlığı sen getirecektin. Getirmeyeceksen fezleke yoluyla geldiği taktirde yine TBMM’de kanaatlerimizi açıkça ifade eder ve kullanacağımız oyu belirleriz. Şimdi bunları böyle düşünmek yerine bizi suçlayarak, hodri meydan demenin… Demirden korksa trene binmez gibi
geçmişte kullanılan bir söz vardır. Çok kişi de bunu cesaret unsuru olarak söyler. Şimdi hep beraber havaalanına gidelim. Buradaki mevcut yolcu sayısıyla TCDD’nin garlarındaki yolcu sayısını mukayese ederseniz, bunların hepsini demirden korkup trene binmiyor, hepsi korkak olarak nitelendiremezsiniz. Kendisinin imkanı çok yüksektir. Üst bir bürokrattır, Türk siyasetinde yeri vardır. Kemal Derviş’in çok yakını ve çömezidir. Böyle bir şahsın artık uçak ve özel araba kullandığı inancındayım. Kendisine üste para versem altı saat Adana’ya demiryolu ile gidemez diye düşünüyorum.

İSTANBUL’DA ÇOK İNATLI VE ISRARLI BİR SEÇİM OLACAK

- İstanbul seçimleri yenileniyor. Partinizin de strateji olarak hemşericilik olgusu üzerinden bir propaganda yürüteceği kamuoyuna yansıdı. Bunu bir açar mısınız efendim...

YSK, büyükşehir belediye başkanlığı seçimini 6 Mayıs itibariyle aldığı bir kararla yenilenmesine karar vermiştir. Onun uygulaması da 23 Haziran’da olacaktır. Demek ki İstanbul’da bazı il ve ilçelerde olduğu gibi seçim yenileme olayıyla karşı karşıyayız. 16 milyon nüfusun yaşadığı, 8 milyonu aşkın oy veren insanımızın bulunduğu İstanbul’da çok inatlı ve ısrarlı bir seçim olacağı görülmektedir. Her ne kadar bazı partilerin adayları var ise ve bu adaylıklarını sürdürüp sürdürmeyecekleri konusunda çok açık bilgiye sahip değilsek de bilinen bir şey vardır. Bize göre Zillet ittifakını adayı ile Cumhur ittifakının adayı İstanbul’da çok kararlı bir yarışa girmiş olacaklardır.

Böyle bir durum karşısında nasıl bir yol takip etmemiz lazım? MHP’nin adayı yoktur ve bu aşamada çıkarma gibi bir kararı
da yoktur. Hal böyle olunca Cumhur ittifakı anlayışından hareket ederek AK Parti’nin öngördüğü, bir önceki seçime katılmış, Türkiye’de siyasi hayatın çok önemli kademelerinde sorumluluk üstlenmiş bir şahsın seçimdeki faaliyetlerine yardımcı olabilmek amacıyla MHP bir katkı sağlamak düşüncesindedir. Bunu yaparken de İstanbul’daki siyasi hayatı yakından tanıyıp, kimin kim olduğunu farkında olarak bu katkıyı nasıl sağlayacağımızı düşünürken bunu tamamen MHP’nin bir öngörüsüymüş şeklinde
takdim etmek yerine, İstanbul’da yaşayan bu ülkenin 16 milyon insanının hemşerileri hep Anadolu’dadır. Ve bu hemşeriler İstanbul’a gitmiş, yerleşmişlerdir. Orada doğup büyümüşlerdir. İstanbul’da doğup büyümelerine rağmen nerelisiniz’ diye sorduğunuzda ise size ‘Sivaslıyım, Trabzonluyum, Kastamonuluyum’ diyebiliyor. Yani doğduğu yerden ziyade atasının yaşadığı
yerleşim yerini esas alarak bir tanımlama yapıyor.

Bunu İstanbul’da Anadolu ile ilişkilendirdiğiniz zaman bir hemşerilik bağı ortaya çıkartıyor. MHP bu düşünceden hareketle iki adayın belirgin bir şekilde yarışacağı bir ortam içerisinde, tek başına şöyle yapacağız böyle yapacağız gibi bir strateji üslubu ortaya koymak yerine, Binali Yıldırım beyefendinin kendi partisi veya Cumhur ittifakı anlayışı çerçevesinde ortaya koyacakları stratejiye uygun tarzda hareket etmeyi prensip olarak benimsedik.

"MHP, AK PARTİ’NİN STRATEJİSİNE KATKI SAĞLAYACAK"

Yani AK Parti kendi adayının Cumhur ittifakı anlayışı ile yarıştığı bir ortamda nasıl bir siyasi strateji ortaya koyuyorsa MHP Cumhur ittifakı anlayışı çerçevesinde buna katkı sağlayacak. Ama onun ötesinde Anadolu’da siyaseten netice aldığımız illerimiz vardır.

İstanbul ile sosyal, ekonomik, kültürel bağları olarak hayatlarını devam ettirmektedirler. O zaman bu hemşerilik ruhunun hareket geçirme suretiyle bu katkıyı sağlayabileceğimiz inancını düşünerek, ortaya koyarak 15 ilimizi yani 250 binden fazla İstanbul’da hemşerisi bulunan illerimizi esas alarak bir çalışma başlatmayı uygun bulduk. Bununla ilgili olarak da perşembe günü, 250 binin üzerinde İstanbul’da hemşerilerinin oyu olduğuna inandığımız illerimizin değerli başkanlarını davet etmek suretiyle kendileriyle
istişare ettik.

"SEMİH YALÇIN İSTANBUL KOORDİNATÖRÜ"

Şimdi de bu çalışmayla ilgili gerekli görevlendirmelerin yapıyoruz. Ne gibi? İstanbul’un birinci bölgesinde başkanlık divanından bir arkadaşım sorumluluk üstlenecek. İkinci bölgesinde başkanlık divanından bir arkadaşımız ve aynı şekilde üçüncü bölgede de divandan bir arkadaşımız sorumluluk üstlenecek. Bütün bu sorumlulukların üzerinde İstanbul milletvekili olması ve başkanlık divanı üyesi olması sebebiyle de Semih Yalçın beyefendiyi de genel koordinatör olarak ortaya koyacağız. Ve Anadolu’da bu illerimizden kimi kim ne kadar tanıyorsa, eşi, dostu, akrabası kimi varsa, hangi köy, mahalle, ilçeden ise İstanbul’a gitmek suretiyle Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları seçimin önemini ve bu seçimde sayın Binali Yıldırım beyin kazanması noktasındaki düşüncesini paylaşacak. Taktir hemşerilerinin olacak.

"HEMŞERİ HAREKATINDA SIRA DOĞU VE GÜNEYDOĞU İLLERİNDE"

Biz buna hemşeri harekatı olarak nitelendirdik. Önümüzdeki günlerde ikinci bir 15 ilimizi topluyoruz. Bu 15 il de çok anlamlı bir çalışma olacak. Bu 100 bin ile 250 bin arasındaki bir rakam sanıyorum. En az 130 bin civarında bir oy potansiyeline sahip olan ama büyük çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu’yu temsil eden illerimiz orada olacak. İl başkanlarımızı davet edeceğiz onları bu
konuyu tekrar müzakere edeceğiz. Bitlisli Bitlislinin yanına gidecek, Bingöllü Bingöllünün yanına gidecek. Diğer Doğu, Güneydoğu’daki diğer illerimizi ziyaret edecekler. Ve onlara da yüz yüze Türkiye’deki mahalli idareler seçimi, neden iptal edildiğini, bu iptalin öncesi ve sonrasında nelerin yaşandığını anlatarak onları aydınlatma görevini üstlenmiş olacak.

"BURDUR’A KADAR GÖNDERİLECEK, ‘BİR KİŞİ BİR KİŞİDİR"

Bu böyle devam edecek. Nereye kadar? İstanbul’da en az hemşerisi olan il Burdur’dur. Alayını toplasanız 9 bin kişi ediyor. Onu dahi göndereceğim oraya. 9 bin üyesi vardır diye. Bu ne demektir: bir kişi bir kişidir! Madem ki bu şekliyle millet iradesiyle çözümü öngörülmüştür. O zaman millet bunu çözsün. Yoksa YSK’ya, sağa sola, hepimize hakaretle bu iş olmasın diyoruz.

"KAPI ÇALMAKLA GÖNÜL ÇALMAK KAYNAŞTIRILIP BİR YOL BULUNACAK"

- Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sayın Bahçeli ile ortak programlarımız olabilir" dedi. Miting şeklinde mi olacak, nasıl olacak?

Programın içinde miting bir unsurdur. Ama programın nasıl olacağına arkadaşlarımız görüşerek karar verecekler. O konuda da sayın Sadir Durmaz beyefendi yapıyor. Sanıyorum AK Parti’de de bir isim değişikliği yok. Onlar bir araya gelirler, nasıl bir program olur düşünürler, miting mi, kapalı toplantı mı olur… Yoksa, kapı çalmak suretiyle gönül çalmayı birbiriyle kaynaştırarak bir yol bulmalıyız. Onun için mitingde göz göze geliyorsunuz da gönül gönüle gelemiyorsunuz. Bizim gönül gönüle gelmemiz lazım.

"DÖRT PUSULAYI ZARFA YERLEŞTİRİRKEN GÜÇLÜK ÇEKTİK"

- İstanbul’da en çok tartışılan görüş şu: aynı zarfta dört pusulanın bulunduğu ancak sadece Büyükşehir belediye başkanlığının iptal edildiği. Diğerlerinin iptal edilmediği.. Bunu nasıl değerlendirirsiniz.

Seçimlerin yenilenme kararının verilmesi, sayın Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının iptal edilmesi sonrası bazı hukukçular, bilim insanları, gazeteciler, televizyon programlarındaki konuşmacılar ve CHP sözcüleri böyle bir slogan buldular. Gerçekten de bize dört pusula bir zarf verdiler.
Gidip onun içine attık. Bu dört pusulayı zarfa yerleştirirken güçlük çektik. Biri dışarıda kaldı, diğeri dışarıda ama oylar iptal edilmesin diye hassasiyet gösterdik. Fakat zarfları kullanırken dört pusulasına ben itiraz etmedim.

Kemal Kılıçdaroğlu beyin de itiraz ettiğini sanmıyorum. O benden belki daha heyecanlı oy kullanmıştır. Fakat tartışma tamamen büyükşehir belediye başkanlığı üzerinde yapılmıştır.

"25 İLÇEDE İTİRAZ YAPMIYORSUNUZ"

Şimdi bu gerçeklerin ışığında İstanbul’da 39 ilçe belediyesinin 25’ini Cumhur İttifakı kazanmışken buraya bir itiraz yapmıyorsunuz, mazbatayı alıp almama noktasında değerlendirmelerde bulunuyorsunuz, mazbatanın verilmesi için YSK’ya çok büyük övgüler yağdırıyorsunuz. Sonunda 28 bin oydan 13 bine düşünce bu sefer de şaibeler olduğu ortaya çıkıyor. Şaibeler 25 ilçede veya
39 ilçede sadece 2 yerde kendini gösteriyor. Maltepe ve Büyükçekmec6e’de.

Oralara da itirazlar yapılıyor. Şimdi kalkıp halkı aldatmanın bir manası yok. CHP’ye oy vermiş kardeşlerimizi de aldatmanın gereği yok. O dört tanesinin içerisinde sadece Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki oy farkının neden böyle olduğu hesap ediliyor. Gerçekten de düşündürücü. Oyların bu kadar aşağı düşmesinin sebebi üzerine konuşacağı yerde kalkıp, ‘orada dört pusula var. Onu iptal ediyorsanız bunları da iptal edin’ diyorlar.

"GERİYE GİDERSENİZ 1946’YA KADAR VAR"

Hele bazıları var Türkiye’de neredeyse siyaseti ve demokrasiyi kapatacak, seçimleri tamamen lağvedecek. 'Efendim filan tarihten itibaren seçimler iptal edilmelidir' diyor. Bütün bunların hepsinin altı başka anlam taşır. Bir yerlere Türkiye’yi sürüklemenin gereği yok. Seçimler iptal edildikten sonra ne olacak? 24 Haziran’ı iptal ettiniz, 2015’i iptal ettiniz…

Geriye doğru giderseniz 1946’ya kadar var! Sonra bunun altından Türkiye nasıl kalkacak, bu siyasiler nasıl kalkacak? Onun için milleti aldatmasınlar.

"MİLLET HIRZISI KOVALAMAKTAN VAZGEÇMEYECEK"

28 bin oydan 13 bin oya düşerken bu kadar çalınan oyun nereden çalındığının üzerinde mutabakat kuracakları yerde hırsızın üstünü örtmenin bir manası yok. Dört pusulayı da dahil etmiş olsa hırsızı kovalamaktan bu millet vazgeçmeyecek. MHP de vazgeçmeyecek.

Çünkü böyle kritik bir eşikte bu karmaşayı yaratan insanların niyetlerinin açığa çıkması lazım. o çıkıncaya kadar da biz bu işin arkasındayız. Onun için artık bırakın kim ne kadar haklıysa.. Bir: YSK’ya saygı duymalıyız. İki: 23 Haziran’da sandığa gitmeliyiz, ne kadar sandığa insan götüreceksek onun çabası içinde olalım. Bizim gibi siz de hemşeri harekatları başlatın ve oy verme oranını yükseltin. Sonra da YSK’nın kararından öte millet iradesi ne diyor ona bakın. Bu sefer de ona, millet iradesine, saygı duyalım.
Ona da saygı duymaz iseniz, çok daha farklı anlamlar ortaya çıkar. Ne gibi: 24 Haziran seçimlerinde YSK’nın önüne sandalye atıp nöbet beklemenin anlamı neydi. Saat 23.00’a kadar bu iddia devam etti. Ama 23.00’dan sonra nöbet
tutacak adamı arıyor CHP’liler bulamıyor.

"HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK, EMRE USLU’NUN SLOGANI"

- Sloganı nasıl buluyorsunuz? (Her şey çok güzel olacak)

2013-2014 yıllarında Emre Uslu denen bir kişinin sloganı bu. Twitter’da da var her şey çok güzel olacak. Şimdi bunu herkes kullanıyor, bazıları da kullandı. Bir de bütünleşenler var. Kimler var mesela?
Güroymak’a giderken orada Norşin olarak isim değişikliğini ifade ederken, “Her şey çok güzel olacak” diyen bir eski cumhurbaşkanı var. Fetöcüler var, PKK’cılar var, siyasette çok değişik beklentiler içinde olanlar var. Slogan çok yanlış.

"İSTANBUL SLOGANI: YILDIRIMLAR ÇAKSIN"

- Cumhur İttifakının sloganı ne olmalı?

Cumhur ittifakının sloganının belirleyicisi MHP değil. Çünkü bu sloganı belirleme görevi Cumhur ittifakının ana kütlesi olarak bulunan ve adayları da kendilerinden olan AK Parti olmalıdır. Bana ille de bir slogan diyorsanız, “İstanbul’da bu kadar gürleyen havada, yağmur bereket varken yıldırımlar çaksın” derim.

- YSK’dan karar çıkacağı gün İmralı ile bir görüşme olduğu ortaya çıktı. Görüşme 2 Mayıs’ta yapıldığı halde 6 Mayıs’ta ortaya çıktı ve Öcalan’ın bildirisinin de yayınlandığı bir görüşme oldu bu. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz hem zamanlama açısından hem de 8 yıl sonra olan bu görüşmeyi? Sonuç itibariyle Adalet Bakanlığı’nın izni olmadan yapılamayan bir görüşmeydi. Önemli karar öncesinde bazı yorumlar da yapılıyor AK Parti’nin İstanbul’daki Kürt seçmene yönelik hareketi olarak yorumlanıyor siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

"AĞIZLARINA ALACAKLARI GÖRÜŞME YATTAKİ GÖRÜŞMEDİR"

Tabii HDP seçmeniyle Kürt kökenli kardeşlerimizi birbiriyle karıştırmamak lazım. Yorumu o şekilde ele aldığımız zaman;  HDP’nin
oylarının hepsini Cumhur ittifakına kanalize edecek bir taviz politikası takip ediliyor gibi bir anlayış ortaya çıkar ki bu doğru değildir. Bu bir talep meselesidir. Avukatıyla uzun yıllar görüşememesinin ısrarlı bir şeklidir. Bir hanımefendi milletvekilinin cezaevinde 160 günden beri ölüm orucu tutmuş olmasındandır.

Böyle bir durum karşısında Sayın Cumhurbaşkanının ifade ettiği şekliyle; çözüm sürecini kapsamayan ama avukatının talebine verilen bir cevaptır. Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün. Yani görüşmese dahi bunlar Kandil’den haberleşiyorlar zaten. Bunu
büyüterek farklı noktalara getirerek hele hele PKK onun YPG’siyle onun HDP’siyle işbirliği yapıp seçim kazanma sevdasına kapılanlar ağızlarına böyle bir görüşmeyi almamaları lazım. Ağızlarına almaları gereken görüşme yattaki görüşmeler olmalıdır.

- O görüşmeye ilişkin duyumunuz var mı? Yattaki görüşmeye ilişkin?

Valla benim yatla alakam yok mitili soruyorsan onun için de yata gerek yok.

- İstanbul Belediyesi’ne Meclis’te seçim yerine Valinin atanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yasal yönden ikisi de müsait ama tercih kısa süre 46 gün içinde valilikle yürütülmesinde. Kayyum da değil vali görevlendiriliyor. Buradan seçimleri tekrar tartışılır bir konuya getirmemek lazım. Orada birisinin oturması lazım; devletin rutin işleri var. Bunların devam etmesi için de böyle bir görevlendirme olabilir.

- Son günlerde İmamoğlu ile ilgili bir lider doğuyor şeklinde yorumlamalar var özellikle sosyal medyada. CHP’nin başına geçeceği ifade ediliyor. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

"İMAMOĞLU ‘LİDER’ Mİ? KILIÇDAROĞLU’NUN TECRÜBESİ BİRİKİMİ ÜSTE GELİR"

Üç defa 'kınıyorum' tabirini kullanarak lider doğmaz. Liderliği bu kadar ucuza almamak lazım. Emek ister. Halkın kabulünü ister. sevgi, saygı ister. Onlar daha oluşmadan bir seçim döneminde birden parlatmalarla lider doğmaz. Onun için Kemal Kılıçdaroğlu beyle bu arkadaşı mukayese ettiğiniz vakit Kemal Kılıçdaroğlu’nun heyecanı, tecrübesi, 8 yıllık birikimi, ısrarlı davranışı üste gelir diye düşünüyorum.

"BİRİLERİ TÜRKİYE’DE VENEZUELA GİBİ SABIRLA UYKUYA DALMIŞSA FENA UYANIR!"

- İktidar ve muhalefet partilerinin İstanbul’da ilk hedefleri küskün seçmene dönük olarak değerlendiriyor. Bu anlamda sandığa gitmeyen seçmene dönük MHP’nin yaklaşımı nedir?

Sandığa gitmeyenleri sandığa getirmek gerekir. Hele hele Türkiye’nin böyle hayati döneminde, seçimin çok fazla anlamlar taşıyacağı ortamda vatandaşlık görevini yerine getirmeyeni fazla dikkate almamak lazım. Böyle bir dönemde sandığa gidemeyecekse nereye gidecek bu insanlar! İşi gücü bırakıp sandığa gitmeli, vatandaşlık görevini yapmalı, gönlünden hangi
parti geçiyorsa ona oy versin ama sandığa gitsin. Sandıktaki tartışmaları Avrupa’da ABD’de tartışılır duruma getirmek doğru değil.

ABD Türkiye’deki siyasete not alıyor ne demek bu? Türkiye demokrasiyle ilgili mücadelesini verirken ABD emperyalist güç olarak oyunun içinde mi yoksa Türkiye’de öğretmenliğe mi soyundu. Not alıp da ne yapacak kaç verecek Türkiye’ye 5’in altında verecekse zaten başka şey düşünüyor demektir. 5’in üstündeyse sınıf geçmeyle ilgili bir nottur o. Ona da kimsenin itirazı olmaz.

- Niyetleri 5’in altında vermek...

Öyle gözüküyor... Mesela ben Venezüella halkına çok…. Birine diyor ki, ‘sen devlet başkanı olmalısın’… Gaido diye bir adam çıkıyor. Biri de demiyor ki ‘ey ABD ben seçeceksem birini seçerim, değiştireceksem de değiştiririm sana ne oluyor’ diyen yok.  Türkiye’de de diyen yok burada birkaç tane siyasi parti genel başkanı Venezüella’yı kınadı ama başkaları ‘Türkiye’de de gelecekte de böyle olabilir mi?’ düşüncesiyle sabırla bir uykuya dalmışsa o fena uyanır.

"GALATASARAY O ŞAHSI AFOROZ ETSİN"

- Galatasaray divan toplantısında Hayri Kozak, açık açık Ekrem İmamoğlu’na desteğini deklare etti. Sonrasında da esprili bir şekilde inşallah bu son toplantı olmaz yorumları yapıldı Galatasaraylılar tarafından siz nasıl yorumlarsınız?

Galatasaray yönetimi o şahsı aforoz etsin. Yani çok sayıda taraftarı bulunan spor kulübünü bir kişi bu şekilde istismar edemesin bir eksik kalsın bana göre Galatasaray.

"CEM YILMAZ’A, YÜZDE 49’U SEV, AMA YÜZDE 51’E SAYGI DUY"

- Sanatçılardan da benzer tepkiler geldi..

Türkiye’de TV’ler, olmayan sanatçıları olur hale getiriyorlar. O kadar yükseldikten sonra bir laf etmesi lazım. Onları dikkate almıyorum ben. Herkes Cem Yılmaz Bey’i sever ve çok güler. Ben ise onu görünce önce bir elbiseni değiştir derim. Kravat tak, hatta takma başka bir şeyler yap. Belediye seçiminde oy vereceksen git ver ama sana yönelmiş sevgiyi siyaseten istismar edip hepimizin alerjisini toplamaya vesile olma. Yüzde 49’u sevebilirsin ama yüzde 51’e de saygı duy. Ben, Cem Yılmaz’ı bundan
sonra sevemem.

"GALATASARAY BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GİBİ KARŞIMIZA ÇIKTI"

- Soru GS’ye gelmişken Beşiktaş derbisi vardı. GS’nin 11 yabancı ile sahaya çıktı..

Beşiktaş’ın önüne tarihi bir fırsat çıkıyor. Ve Galatasaray derbisinde sonuç aldığı takdirde şampiyonluk için yol aralıyor noktasında
beklentimiz vardı. 2-0 mağlubiyet bizi çok incitti. Fakat sporcuların aldığı yıldızlara bakarken gazetelerde bir gördüm ki Galatasaray’ın 11 futbolcusu Birleşmiş Milletler takımı gibi karşımıza çıkmış. Siyaseten bir laf söylemem gerekirse 5, BM’den büyüktür (Gülüyor). Yani Başakşehir, GS, FB, Trabzonspor ve BJK; Birleşmiş Milletler'den büyüktür.

(HABERTÜRK)