Her daim rüzgarın karşısında: Tarık Akan

Tuncer Çetinkaya, Aydınlık gazetesinde çarpıcı yazı kaleme aldı.

Eklenme: 16 Eylül 2019 13:51 - Güncelleme: 16 Eylül 2019 13:56

İşte o yazı:

Bugün Silivri fotoğraflarına övgüler düzenlerin,o günlerde, ‘Görüşleri sanatının önüne geçiyor’, ‘Vaktini film yapmaya harcasa daha iyi olmaz mı’, ‘Bu kadar fanatik olmaya ne gerek var’fısıltıları arasında itibarsızlaştırmaya çalıştıkları oyuncunun Atatürk vurgusu,bir başka meydan okuma içermektedir

Yokluğunun üzerinden geçen üç yıl bizlere göstermiştir ki Tarık Akan, Türkiye’de “oyunculuk” ve “aydın tavrı” başlıklarını içeren bir literatürün en önemli konu başlıklarından biri olmayı başarmıştır. Bunu, geçen yüzyılın en etkili sanatsal dışavurum formlarından olan sinemayla başarmakla yetinmemiş, ülkenin gidişatına, çoğunlukla döneminin rüzgârını, karşısına alma pahasına getirdiği Atatürkçü perspektifle de yarına kalan aydınların arasına katılmıştır.

Ülke tarihinin en çok ödül kazanan oyuncusunun filmografisine kabaca bakıldığında görülecektir: Sinemanın “çağına tanıklık etme” özelliğine uygun yapımlarda oynamak baz alınacaksa, Tarık Akan, alanında rakipsiz olarak bu ülkenin en kıymetli başrol oyuncularındandır. Örneğine Hollywood’da Bette Davis ve Marlon Brando’da rastlayabileceğimiz, -bize özgü olan- Yeşilçam Stüdyo Sistemi’nin çarklarında dönmeyi ilk o reddetmiştir. Milyonların sevgilisi, gamsız âşık rollerinde vakit öldürebilecekken, Yılmaz Güney’lerin öncülük ettiği politik akıma gönüllü olarak katılan ilk kitlesel aktör o olmuştur; üstelik bunu el yordamıyla gerçekleştirmiş ve eskiyle bağını, Yeşilçam’da ikinci bir örneğine asla rastlayamayacağımız ölçüde, “şiddetle” koparmıştır. Bu, onun dönemin eğilimlerine ve esen kuvvetli rüzgâra karşı ilk meydan okuyuşudur.

DARBEYLE HESAPLAŞAN FİLM: SES

Tatlı Dillim, Oh Olsun, Yalancı Yârim, Mavi Boncuk, Hababam Sınıfı gibi sevilen Ertem Eğilmez yapımlarının ‘salon delikanlısı’nın, Orhan Aksoy’un Baraj’ında rol almak için Arzu Film’i terk etmeye karar verdiğinde, heybetli yönetmenin “Seni bitireceğim” tehdidine maruz kaldığı bilinmektedir. (Sözünü ettiğimiz “salon filmleri”ni de politik bağlamından koparmak olanaksızdır; çünkü dayanışma ruhunun öne çıktığı bu kalabalık kadrolu filmlerdeki Akan da, bir yanıyla apolitik görünse de, doğru tutum alışıyla halkın sevgilisi olabilen bir kentli maceracıdır.)

Benzer şeyler, çizginin dışında kalmayı tercih ettiği 1980’lerde de görülebilir. “Anne Kafamda Bit Var”da da anlattığı gibi 12 Eylül’ün gazabına -bu boyutta- uğrayan tek jönümüz olan Akan; 80’li yılların ilk yarısında, hemen her biri döneminin gişe rekortmeni olan Alev Alev, Damga, Kayıp Kızlar gibi filmlerde bir süre ‘oyalansa da’ ikinci büyük kopuşunu Zeki Ökten’in Ses’iyle (1986) gerçekleştirir. Darbeyle hesaplaşan bu filmi, benzer bir eğilimi yansıtan Su da Yanar, Çark, İkili Oyunlar, Karartma Geceleri gibi önemli yapıtlar izler. (Halit Refiğ, Osman Seden gibi önemli yönetmenlerin filmleri, ona özellikle “dürüst kanun adamı” rolüyle sistemle barışma fırsatı verse de, Akan, bu yaklaşımı elinin tersiyle iterek, belki de aynı polisin arkadaşı tarafından işkenceye uğrayan solcu karakterin safına katılmayı yeğlemiştir. Evet, bu kesinlikle bir tercih meselesidir!)

ATATÜRK VURGUSU MEYDAN OKUMADIR

Yaşamı incelendiğinde bir büyük kusuru daha olduğu görülecektir(!) Akan’ın. Verilenle yetinmeyen (!), daha çok “demokrasi” talep eden (!), gidişata “muhalefet şerhi” düşerek onay veren (!) “yurdum aydınlarından” olmayı reddetmiştir o. Bugün Silivri fotoğraflarına övgüler düzenlerin, o günlerde, “Görüşleri sanatının önüne geçiyor”, “Vaktini film yapmaya harcasa daha iyi olmaz mı”, “Bu kadar fanatik olmaya ne gerek var” fısıltıları arasında itibarsızlaştırmaya çalıştıkları oyuncunun, tam da Balyoz ve Ergenekon sürecindeki Atatürk vurgusu, bir başka meydan okuma içermektedir. (Ödül aldığı bir SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) gecesinde, oyuncu arkadaşlarını, Fetöcü TV kanallarında rol almaması konusunda uyaran, Akan’ı o gün kıyasıya eleştirenler, bugün ne düşünmektedirler acaba?)

Tarih, bu güzel ülkedeki ilerici ve yurtsever insanların üzerindeki ölü toprağını silkelemesi anlamına da gelen cenazesinde gözyaşlarına boğulan ve üzerine bir parça gidilse “kandırıldığını” beyan edecek olan o “dostları” da, Tarık Akan’ı da hafızasına çoktan kaydetmiştir. 68’in renkli rüyasından karanlık bir geleceğe uyanan “İkili Oyunlar”ın kahramanlarının seslendirdiği “Sarı Kız”la ilk gençliğinden sıyrılan bu satırların yazarı, anısı ve mücadelesi önünde saygıyla eğilmeyi, ona ve tarihe karşı borç bilir.