Kılıçdaroğlu'ndan YSK'daki 7 hakime: Sizde ahlak, onur, haysiyet varsa istifa edersiniz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yüksek Seçim Kurulu'nda (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesi için 'Evet' oyu kullanan 7 hakime, "Çete üyesi" diyerek seslendi.

Eklenme: 14 Mayıs 2019 16:36 - Güncelleme: 14 Mayıs 2019 16:37

"Sizde ahlak, onur, haysiyet varsa istifa edersiniz" diyen Kılıçdaroğlu, "Bunlar varsa istifa edeceksiniz, yoksa koltuğunuzda oturacaksınız" diye konuştu.

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta Taksim'de bir araya gelen Cumartesi Anneleri'ni de gündeme getiren Kılıçdaroğlu, "Bu anneler çocuklarını istemeyip de ne isteyecekler? Devlette söz sahibi olanların bu annelerin talebini yerine getirmesi gerekmiyor mu? Bu anneleri coplayanlarda vicdan var mıdır? Yahu anne bu anne , anne, anne bu. Nasıl oluyor da bu anneleri dövmek için eliniz copla havaya kalkıyor?" ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

Yeni bir reçeteye ihtiyacımız var, yeni bir güzelliğe ihtiyacımız var. Birileri milletin iradesiyle oynadı Ekrem İmamoğlu'nun mazbatasını elinden aldı. Bu mağduriyeti gidereceklerin başında 8 bin 800 eczacı da gelmektedir.

301 madencimiz hayatını kaybetti. Adalet yerini buldu mu? Hayır. Hâlâ adalet nerede diye ağlayan aileler, çocuklar var. Bizler Soma Faciasını asla unutmayacağız. 5 yıl içinde 299 madencimiz daha hayatını kaybetti. Soma'yı neden unutmuyoruz, 301 madencimiz bir arada öldüğü için. Geçen sürede bir o kadar daha mandencimizin hayatını kaybettiğini görüyoruz. Bunlar alın teri döktüler. Bunların döktükleri her alın terinin her bir damlanın ne kadar değerli olduğunu bilmek zorundayız.

"Bu savcıya soruyorum, senin oğlunu sopalarla dövselerdi?"
Yeniçağ Gazetesinin saygı değer yazarlarından bir tanesi Yavuz Selim Demirağ, 7 kişinin saldırısına uğradı. Öldüresiye dövüldü.  Hangi gerekçeyle yapıldı bu? Niçin yapıldı? Failleri bulundu ama serbest bırakıldı. Niçin? Ölmesi mi gerekiyordu tutuklanmaları için? Kim azmettirdi onları. Sahte plakayla niçin geziyor onlar. Korkarım ki üstü örtülecek. Ama hiç kimse unutmasın bu ülkenin sağ duyulu insanlar var. Kendisini hastanede ziyaret ettim. Olayı bütün ayrıntılarıyla anlattı. Normalde iktidarın derhal harekete geçmesi gerekiyordu. Polis görevini yaptı, failleri savcıya teslim etti, savcı birer ifade aldı ve serbest bıraktı. Bu savcıya sormak lazım, sen, senin çocukların sopalarla dövülseydi ne olurdu? Sopayla insanları linç etmeye kalkmak ne zamandır serbest bırakmak oldu? Acaba bir yerlerden talimat mı aldı? Bunu biz araştıracağız. Gerekirse araştırma önergesi vereceğiz. Kim olursa olsun her gazetecinin gazetecilik görevini yaptığı sürece başımızın üzerinde yeri var.

"İki Trakya büyüklüğünde alan ekilmiyor? Niçin? Ektikleri zaman karşılığını alamıyorlar. 2002 yılından bu yana çiftçilerin borçları olağanüstü arttı. Bugün faiz oranları çok yüksek. İlaç, gübre fiyatları çiftçinin ürünü ekmesine imkân vermiyor.

Kılıçdaroğlu'ndan engellilere: Kabahat sizde; Hâlâ gidiyorlar AK Parti’den medet umuyorsunuz
"Sevgili engelli kardeşim, onlarca yıldır size verilen sözler yerine gelmiyorsa bunu kabahati büyük ölçüde engelli kardeşlerimizde. Hâlâ gidiyorlar AK Parti’den medet umuyorlar. Bütün engellilerin birleşmesi lazım bir arada olması lazım. Biz sizin hakkınızı savunuyoruz siz karşı cepheye geçiyorsunuz sonra da ağlıyorsunuz, ağlamayacaksınız. Hakkınızı arayacaksınız. Nasıl arayacaksınız? Hakkınızı kim koruyorsa onunla beraber yürüyeceksiniz.

"Nasıl oluyor da anneleri dövmek için eliniz copla havaya kalkıyor?"
"(Cumartesi Anneleri) Bu annelerin tek isteği var oğlumuzun kemiklerini verin. Gidip başlarında bir Fatiha okuyalım istiyorlar. Galatasaray Meydanı'nda oturdular, her hafta geldiler. Çocuklarımızın yerini söyleyin bari dediler. Buna bile tahammül edilemedi. Bu anneler çocuklarını istemeyip de ne isteyecekler? Devlette söz sahibi olanların bu annelerin talebini yerine getirmesi gerekmiyor mu? Bu anneleri coplayanlarda vicdan var mıdır? Hayr sen burada bu hakkı elde edemez, oturamazsın diyorlar, ve copluyorlar. Bu anneler bizim annelerimiz değil mi? Bu anneler çocuklarını istemiyor mu? Bu anneler çocuklarının mezarı başında ağlamak istemiyor mu? Hangi vicdan bu annelerin üzerine sopayla gider. Anne bu ya anne. Bir anne evladının mezarını sormayıp da ne yapacak. Toplanıyorlar orada, faili meçhulleri aydınlatın diyorlar. Annenin kimliği, inancı, yaşam tarzı,dünyaya bakışı, siyasi bakışı olur mu? Yahu anne bu anne , anne, anne bu. Nasıl oluyor da bu anneleri dövmek için eliniz copla havaya kalkıyor? Tam 732 haftadır bu anneler toplanıyor. Erdoğan'la da görüşüldü, failleri bulacağız dendi bu annelere. Bunlar zaten yaşlı kadınlar. Bütün hayatı annesini bulmakla geçti. Oğlunu bulamadı ve öldü. Berfo Ananın vebali kimin boynunadır?

Cennetin ayakları altında olan anneyi siz nasıl dövüyor, sürüklüyor, cop kaldırıyorsunuz? ben polislere bir şey demiyorum, ben polislere talimat vereni söylüyorum. Sözde inançlı kişilermiş gibi geçiniyorlar. Hangi inançtan bahsediyorsun. Hangi inançta anneye el kaldırmak vardır? Hiçbirinde.

Anne yemez yedirir, giymez giydirir. onun kendisinden daha iyi bir hayat standardı yakalamasını ister. Anneler budur. Anneler evladının işsiz kalmasını istemez, çocuklarını evlendirip torun sahibi olmak isterler. Anneleri baş tacı yapmak bu toplumun dokusunda var. Bugün işsizlik nedeniyle kendisini yakanlar var. İntihar edenler var işsizlik nedeniyle. Eve kapanıp dışarıya çıkamayan, fabrikaları battı diye mağdur olanlar var. Babanın oğluna, oğlun babanın yüzüne bakacak yüzü yok. Çünkü ikisi de işsiz. İşsiz bir annenin, işsiz babanın, işsiz bir evladının evde nasıl yaşadığından iktidar sahiplerinin haberi var mı? Anayasa diyor ki, çalışma hakkı. Devlet işsizleri korumak, işsizliği önleyecek ekonomik tedbirleri almak.

Eğer çalışmak Anayasa'ya göre bir haksa ve bu hak bana sağlanmıyor sa ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak isyan etmeyecek miyim? Ben bunu söylediğim zaman terörist mi olacağım. Sen bana iş bulmak zorundasın. Acaba iktidar sahiplerinin çocukları işsiz mi? Hepsinin bir eli yağda bir eli balda.

"Halkına yalan söyleyenden Cumhurbaşkanı olmaz"
İntiharın işine gelen bir kişinin ruh halini acaba iktidar sahipleri biliyor mu? Çocuğuna pantolon alamadı diye kendisine asan babadan haberleri var mı? Akşam çocuğu yatağa aç giren bir annenin hissettiklerini iktidar sahipleri biliyorlar mı? Bir annenin akşam çocuğunu doyuramadı diye annenin çektiği acıyı biliyorlar mı? Erdoğan, "Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, dövizle, işsizlikle nasıl mücadele edilecekmiş göreceksiniz" demişti. Yetki verildi mi? Verildi. Nasıl mücadele ettiler. Halkına yalan söyleyenden Cumhurbaşkanı olmaz. Daha üzerinden 1 yıl geçmedi. Devletin hazinesini damada teslim ettiler. Hani işsizliği önleyeceklerdi. Geldiler yaptıkları ilk iş devletin hazinesini damada teslim ettiler.

"Karşılıksız çek sayısının patladığını, fidan gibi yetişen çocuklarımızın geleceği yabancı ülkelerde aradığını gördük, 50 milyon dolar için tank palet fabrikasının Katarlılara satıldığını gördük. Millet bir kilo soğan için sıra beklerken Saray'dakilerin ejder meyvesi yediğini gördük. Erdoğan 28 Mart 2019, Türkiye ekonomisinin sorumlusu benim dedi. Efulilerle beslenirsin, fakir fukara patates soğan almak için kuyruğa girer. O kuyruğa da varlık kuyruğu dersin. Bir de dalga geçeceksin. E bunun hesabını sormayacak mıyız? İstanbul'da soracağız.

"Hangi kimlikten, hangi görüşten olursa olsun oturup yeniden düşünmek zorundayız. Beraber, birlikte düşünmek zorundayız. Adı Ak Parti ama ne adaleti kaldı ne kalkınması kaldı. Kara bir parti olduğunu seçmenlerine söylemiyor. Onların benim başımın üzerinde yeri var. Ak Parti dediler, milleti kandırdılar. Ceplerini doldurdular, milyonlarca fakir fukara var.

"Füsun Üstel, hapse giriyor. Neden? Barış istedi diye. Hani bizim ülkemizde demokrasi vardı? Mahkeme kararıyla hapse girdi. TTB savaş istemiyoruz dediler, hapis cezası verdiler. Tabii bunların çocukları askere gitmedi. Beyler saraylarda oturdular biz şehit cenazesine gidince de 'Vay efendim nasıl gidersin'. Ben giderim, şehitlerimizin bizim başımızın üzerinde yeri var. 

"Elli sefer dedik senin Ortadoğu'da ne işin var dedik. Gelen her bir şehidin vebali senin üzerinedir.

Prof. Dr. Haluk Savaş, barışı savundu diye KHK ile ihraç ediliyor. Mahkeme sen davayı kazandın ve sneinle iglil ibütün yasakları kaldırıyorum diyor. Bu da gidip emniyete pasaport istiyor, ben kanserim, tedavi olmama gerekiyor diye. Şöyle diyor; "Bu KHK’ya karşı ne yapabiliriz?” diye sordum. “Kanser raporlarınızla birlikte CİMER’e yazın” denildi. Benim ortalama beklenen ömrüm 39 ay, bunun 30 ayı geçti “'geri kalan' 9 ayı devletin çeşitli birimleri ile 'yazışarak' geçireceğiz anlaşılan. Oysa Japonya, Kore, Küba, ABD’de tedavi olabilmem için yeni geliştirilmiş önemli tedavi teknikleri var. Mesela biri 2018’de Nobel Tıp Ödülü’nü alan Prof. Allison’un immunoterapisi. Şimdi bu tedavilere bir an önce kavuşmak ve hayatta kalabilmeyi denemek yerine devletin bana ördüğü 'ölüm duvarı'yla karşılaşıyorum. Sağ kalırsam, önce CİMER’e, başarılı olamazsam idari mahkemeye, başarılı olamazsam bölge idare mahkemesine, başarılı olamazsam Danıştay’a, başarılı olamazsam, AYM’ye, başarılı olamazsam AİHM’e başvuracağım. TR’de ceberrut devletle uğraşmak mı daha zor yoksa azraille mi bilemedim?" Bir insanı sivil ölüme terk etmek iste böyle bir şeydir. Hani neredeydi ilime, bilime önem vermek? İlim insanını ölüme terk ediyorsunuz. Adalet denilen kavramın unutulduğunu hep birlikte görüyoruz.

"YSK'daki çete mensupları, sizde ahlak, onur, haysiyet varsa istifa edersiniz"
Bir telimatını var mı diye sorarlar. Varsa talimatını ondan sonra karar vereyim derler. Bunlar adalet dağıtmazlar, bunlar kul hakkı yeyip beslenenlerdir. Bunlar kapı kulu kesimidir. YSK, hakimlerden oluşuyor. Yüksek hakimlerden oluşuyor. Bakın şimdi, 3 ayrı olayı anlatacağım. Birinci olay, itiraz ettiler, efendim bu seçimlerde hile yapılmıştır. Bakıldı, geçersiz oylar sayıldı. Bir şey çıktı mı? Hayır. 22 ilçede sondajlama yöntemi yapacağız dediler, yaptılar. Değişmedi tablo. 41 bin 137 kısıtlı seçmen oy kullanmış dediler, bakalım dendi, 766 kısıtlı seçmen çıktı, sonuç yine değişmedi. Sonra YSK'nın bazı hakimleri Ak Parti'ye telefon ettiler, şöyle bir dilekçe verin dediler. Bunu söyleyen YSK'daki çete reisi. Oturdular bunun üzerine karar verdiler. Efendim sandıkların oluşumunda hile var dediler. Sandıkların oluşumunu kim sağladı? Siz sağladınız. Siz onayladınız. Seçmenin ne günahı var. Gitti oy kullandı, sen de saydın. Soruyorum bu 7 kişiye soruyorum; sizde ahlak, onur, haysiyet varsa siz istifa edecek misiniz? Bunlar varsa istifa edeceksiniz, yoksa koltuğunuzda oturacaksınız.

Bir başka mesele, seçmen aynı, oy pusulası aynı, kurul aynı, sandık aynı. YSK diyor ki bu dört pusuladan sadece İBB seçiminde bir kumpas var. Ya akıl sahibi birisi bunu düşünebilir mi? Yalnızca aklını, haysiyetini, onurunu kiraya verenler bunu düşünürler. O zaman biz de dilekçe verdik, tamamını iptal edin. Hodri meydan dedik. Olmaz' dediler. Bir daha söylüyorum o yedi çeteye, sizde haysiyet, onur varsa görevinizi bırakırsınız. Ben size acımıyorum, sizin eşinize ve çocuğunuza acıyorum. O çocuklar benim babam YSK'da böyle karar verdi demeyecekler, Saray'ın önünde bekçilik yapanlar adalet dağıtamazlar. Bir şey daha yaptılar KHK ile görevlerine son verilenlere dediler ki seçimlere girebilirsiniz. Girdiler, kazandılar, sonra dediler ki, 'Kusura bakmayın, siz seçildiniz ama göreve gelemezsiniz.' Bari seçimi yenile, hayır. Bir ülke düşünün yüzde 70 ile birisi kazanıyor, KHK'lı dediler, sana mazbatayı vermiyoruz. Yüzde 154 ile kazanana vereceğiz. Hangi hak, hangi hukuk, hangi adalet? 

"Şimdi yapıyoruz diyorlar. Bir şey yapacaklar, Ekrem İmamoğlu tekrar seçilecek diye korkuyorlar. Tabii ki de seçilecek."