Patronlar neden kendi ayaklarına sıksın?

Ekonomist Besim Üstün, The Economist dergisinde yayınlanan bir dosya üzerinden patronların yurt dışına açılma kararlarını masaya yatırdı.

Eklenme: 06 Eylül 2019 20:51 - Güncelleme: 06 Eylül 2019 21:01

Besim Üstün

Bugün size yine ilginç bir bağlantıdan söz edeceğim.. The Economist dergisi geçen hafta “Şirketler Niye Var” isimli bir dosya hazırladı. 

Belki dosyanın tamamını okuduğunuzda Neoliberal görüşleri destekleyen bir dosya olduğunu düşünebilirsiniz ama günün sonunda verdiği  örnekler de rakamlar da doğru. Ulaştığı sonuçta şu:.

Patronların hisse değerini arttırmak için verdikleri kararlar ülke ekonomileri için  en doğru kararlar!

Patron kararlarına dayanan ve hisse değerini arttıran şirketler harikalar yaratıyor, patronlar kısıtlanınca  şirketler batıyor! İster inanın ister inanmayın firmaların özgürce verdiği kararlarla piyasanın görünmez eli çalışıyor..

Bu ne demek? Onları sosyal sorumluluk, devletin yapması gereken alt yapı yatırımları, girilecek piyasalar, siyasi ayak oyunları ile kontrol etmeye çalışınca    dengeleri bozuluyor , doğru kararlar alamıyorlar. 

The Economist diyor ki “Şirketleri düzenleyin ama onlara özgülük alanı bırakın, kararlarını kendileri versinler, sınırlamayın üzerlerinde  baskı kurmayın..Yani otoriter gücünüzü onları adam etmek için kullanmayın, onlar da şirket güçlerini kimseye zarar vermek için kullanmasınlar!”

Zaten niye versinler ki! Ülkesine zarar verenin ülkesi, çevresiye zarar verenin çevresi, insanına zarar verenin tüketicisi kalmaz.. Niye patronlar kendi ayaklarına sıksınlar!   

Sanırım 15 gün önceydi amiral gemisi gazetelerimizden birinde sürekli “takma isimle” yazılar yazdığı hissi veren bir yazar (bu tür yazıları kendi ismiyle yazmak için ciddi bir payanda  olması gerekir çünkü); bir şirketiyle British Steel’i alıp Türkiye’den global oyuncu olmak isteyen OYAK’ı ve Godiva, United Biscuits’i satın alıp pladis şirketiyle Türkiye’den global şirket çıkaran Yıldız Holding’i (Murat Ülker’in de ismini vererek) üstten bakan, alaycı bir dille bir yazı kaleme aldı. 

Yazının üstten bakan, alaycı hali karşısında ağzım açık kaldı.. Yazıya göre yurt dışına şirket kurunca, hisse devredince malını yurt dışına  kaçırmış oluyormuşsun.. Niye ki?

Niye bu şirketler mallarını Türkiye dışına kaçırsınlar.. Türkiye’de bi sorun mu var? Yazar bu sorunu ortaya koymuyor. Diyor ki bir bakmışsınız ikisi de İngiliz şirketi olmuş! Yuh! Bir bakmışsınız söz konusu yazar “din değiştirmiş” der gibi bir şey bu.. 

Neyse..İki hafta bekledim.. Ne  OYAK’tan ne de Yıldız Holding’ten yanıt geldi. Hadi Yıldız Holding “Merkezlerinin Türkiye olduğunu, fabrikalarının çoğunluğunun Türkiye’de olduğunu, birçok yabancı markanın Ülker fabrikalarında üretilip Türkiye’den ihraç edildiğini, amaçlarının küresel büyüme olduğunu”  söylemekten bıktı, anlaşılmak için bazı köşe jetonların düşmesini bekliyor diyelim. OYAK’ın en azından okkalı bir yanıt vermesini beklerdim.. 

Onlar vermeyince haliyle yanıt vermek bana, benim  gibi haksızlığa dayanamayan ekonomistlere düşüyor. 

OYAK, portföyündeki  şirketlere baktığınızda global açılım sağlamak ve alanında iyi bir küresel oyuncu olmak için mükemmel bir açılım yapıyor. British Steel bir ingiliz devi ve onu almanın OYAK’a nasıl çıta atlayacağını göreceğiz. Buna holdinglerin , şirketlerin inorganik büyümesi denir. Yeni pazara girmede mükemmel bir stratejidir. Belli ki OYAK diğer işeri ile de sinerji yaratmaya çalışıyor.  

Yeri gelmişken, Capital dergisinin Eylül 2019’daki “50 Yurt Dışında Kurulmuş En  Büyük Türk Şirketi” araştırmasındaki tabloyu iyi inceleyin. Örneğin 4.4 milyar cirosu ile  Yıldız Holding’in pladis’i Türkiye’nin en büyük yurt dışındaki şirketi. İkinci şirket 3.9 Milyar cirosu ile Renaissance Construction, üçüncü şirket ise Arçelik Global.. Tabloyu her incelediğimde  gurur duyuyorum. Şirket satın alma, marka satın alma, bu stratejiyi küresel olarak uygulama bir şirket kararı.. “İnorganik büyüme” bir şirket kararı. Ve bu kararlar başta da The Economist’in incelemesine dayanarak belirtiğim gibi  ülkemizin yararına..

Göreceksiniz yakında Oyak da ““50 Yurt Dışında Kurulmuş En  Büyük Türk Şirketi” arasında önemli yere gelip göğsümüzü kabartacak. Keşke yurt dışında cirosu 1 milyardan fazla 7 Türk şirketi değil de  daha fazla şirketimiz olsa.. Niye yönetenler olarak, medya olarak hatta troller olarak “yurt dışına mal kaçırıyorlar” gibi Türkiye’nin ayağına kurşun sıkmaya çalışan bir  argüman geliştirip şirketlere korku salmaya çalışırız ki!

Oysa daha fazla şirketin yurt dışında şirket kurmasını sağlayacak bir karar ortamı oluştururmamız daha doğru değil mi? Oluşturamazsak Türkiye’nin  küresel şirket yarışının dışında kalacağını görmüyor muyuz? Özgür iradeleri ile cesur kararlar almalarını sağlarsanız bugün şirketleriminiz çoğunun yurt dışında organik büyümesi doğru karar! Doğrusu tüm şirketlerimiz niye bu kadar cesur değil ona odaklanmak! İçine kapanan batıyor, görmüyor musunuz?  

Çinli Lenovo 2005’te IBM’in Thinkpad’ini, 2014’te de Google’ın Motorala’sını satın alınca Çin sermayesini yurt dışına mı kaçırmış oldu? Hayır kimsenin adını bilmediği Lenova bugün dünyanın en büyük 4’üncü bilgisayar üreticisi..

Türkiye’nin ise bilgisayar üreticisi yok! Ama dünyanın altıncı çikolata, bisküvi devi bir Türk şirketi! Ve bazıları o başarısız olsun diye elinden geleni yapıyor. Türklük bu olsa gerek! 

Zamanında Arçelik bilgisayar işine girseydi, yurt dışında bir teknoloji şirketi alsaydı, bu işi yönetmek için New York’ta ya da Londra’da merkeze bulunan şirketin sermayesini arttırsaydı ve şu anda dünyanın 4’üncü büyük bilgisayar üreticisi olabilseydi, vay “Koçlar mal kaçırdı” mı diyecektik! 

Biraz düşünün, biraz! Benden sonra tufan demeyin, biraz düşünün bu ülke hepimizin!  Ve siz istesniz de istemesiniz de piyasanın görünmeyen eli çalışıyor! Neyse ki bazı şirketler, patronlar  bunun böyle olduğunu sizden iyi biliyor..   

Etiketler : besim üstün