Rusya Türkiye’ye artık safını seç mesajı veriyor

Anka Enstitüsü Stratejik Araştırmalar Merkezi Kurucu Başkanı emekli Albay Rafet Aslantaş, Türkiye’nin, İdlib’de Astana sürecinin sorumluluklarını yerine getirmek ile Fırat’ın doğusunda ABD ile ortak kurulacak “güvenli bölge” arasında bir sıkışmışlıkta olduğunu belirtti.

Eklenme: 24 Ağustos 2019 08:43 - Güncelleme: 24 Ağustos 2019 08:46

“İdlib’de bu nedenle Türkiye’ye ‘Yerini belirle, Astana sürecinin sorumluluklarını unutma’ uyarısı veriliyor” görüşünü dile getir.

Aslantaş, Suriye’nin İdlib vilayetinde artan gerginliği ve Türkiye’nin izlemesi gereken politikayı Cumhuriyet’e değerlendirdi.

Astana süreci kapsamında oluşturulan güvenlik bölgelerinden en kuzeydeki İdlib’in iç emniyet sorumluluğunun Türkiye’ye verildiğini anımsatan Aslantaş, Suriye’nin daha önce harekât bölgesini temizlemek için Şam’da ve Halep’te kendi açısından başarılı operasyonlar yaptığını, İdlib’e yapmak istediği operasyonun ise Türkiye’nin endişesinden dolayı geciktiğine dikkat çekti. 

Radikal unsurlar yoğunlaştı

Türkiye’nin, göç dalgası ve terör unsurları ile ilgili endişeleri olduğu için Astana sürecinin muhataplarınca istenen tepkiyi gösteremediğini belirten Aslantaş, “Gözlem noktalarının kurulması bu konuyu çözmedi. Halep’ten, Şam’dan temizlenen çok sayıda terörist ve radikal unsur İdlib’de yoğunlaştı. İdlib’in nüfusu 3 milyonu aştı.

Burası bir uluslar-arası terör eğitim merkezine dönebilir, bu risk var. Ruslar ve Suriye bunu ortadan kaldırmak istiyor” ifadesini kullandı.
Aslantaş, gelinen noktada Türkiye’nin 2011’de olduğu gibi yeniden ABD ile birlikte hareket ediyor görüntüsü verdiği için Suriye’nin askeri reaksiyonlarında da artış gözlemlendiğini kaydetti.

“Bu, Türkiye’ye bir ikaz niteliğinde de görülebilir. Suriye’deki tüm askeri, siyasi hareketler Rus devlet aklından bağımsız değildir. Buradaki gerginlikte de Rusya’nın da dolaylı etkisini görüyoruz. Türkiye’ye ‘Yerini belirle, Astana sürecinin sorumluluklarını unutma, yapman gerekenleri yapacak mısın, yapmayacak mısın’ diye soruyorlar. Türkiye, ‘oyalama muharebeleri’ ile zaman kazanma politikasından vazgeçsin istiyorlar. Bu Türkiye’ye bir uyarı” görüşünü dile getirdi. 

Rusya’nın İdlib sürecine ağırlığını koymaya başladığı bir gerginliğin, ABD ile Fırat’ın doğusundaki “güvenli bölge” anlaşmalarının yapıldığı dönemde yükselmesinin de dikkat çekici olduğunu belirten Aslantaş, şunları kaydetti:

‘Sıkışmışlığı sürdürmek politika değil’

“Türkiye çok büyük bir sıkışma içerisinde. Kurulacak güvenli bölge, Türkiye’nin arzu ettiği güvenli bölge değil. Bu, terör örgütü PYD yapılanmasının askeri sorumlusunun bir ay kadar önce verdiği röportajda ifade ettiği bir güvenli bölge. Onların istediği 5 kilometreden başlıyor. Sonrasında Türk-Amerikan unsurları var. Bu, bizim arzu ettiğimiz bir güvenli bölge yapılanması değil, Amerika’nın öngördüğü yapılanma.

Türkiye, gerek ekonomisi üzerindeki baskılardan, gerek dış politikadaki sıkışmışlıktan dolayı tekrar Amerika’nın teklifine yakınlaşmaya başladı güvenli bölge konusunda. Amerika’nın durduğu güvenli bölge politikası değişmedi. Türkiye’nin dış politikada bir oraya, bir buraya yaslanması bölgedeki muhataplarını şaşırtıyor olabilir. Hem güvenli bölgede Amerikalılarla birlikte, hem de İdlib’de farklı davranıyor.

Bu Türkiye için büyük bir sıkışmışlıktır. Bunu sürdürmek bir politika değil. Bu noktada yarın en büyük tehdit, her iki küresel gücün (ABD ve Rusya) Türkiye’nin çıkarlarına karşı ortak politika üretmeleridir. Bu, Türkiye’yi içinden çıkılmaz bir hale sürükler. Türkiye’nin daha net ve ulusal çıkarlarına özgü politikaları izlemesi lazım”.

Aslantaş bu çerçevede Suriye hükümeti ile görüşmenin önemine değindi, “Çünkü oranın sahibi Suriye. Göç dalgasının önlenmesi, gelenlerin döndürülmesi, Türkiye’nin jeopolitik çıkarlarının korunması, terör örgütünün coğrafi yapılanmasının engellenmesi gibi konular, ancak Suriye devleti ile görüşmeye ve normalleşmeye bağlı” diye konuştu.

Aslantaş şu görüşleri dile getirdi: “Suriye’nin bölünmesi Türkiye’yi de suçlayacak tehditler doğurur. Türkiye, İdlib’de ancak Astana sürecinin muhatapları ile yürütülen sürecin sağlıklı devam ettiğini kanıtlarsa elini güçlendirebilir.

Türkiye, gözlem noktalarında ancak geçici olarak bulunabilir. Kalıcı bir kazanım elde etme güdüsünde hareket edemez. Orası Suriye toprağı. Eğer müdahale ederse, bizim sorunlarımıza da başkaları müdahil olur. Suriye politikasında sarpa sarmamak ve başkalarının taşeronluğunu yapmamak lazım. Türkiye’nin bir an önce Suriye’deki sıkışmışlıktan sıyrılıp, Doğu Akdeniz ve Ege’ye yoğunlaşması gerekir.”